Tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2010 Salı

25 Şubat 2010 Perşembe

Mengücekliler Erzincan Kemah Tarihi

Mengücekliler ya da Mengüçlü beyliği, Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'da Erzincan, Kemah, Divriği yörelerinde kurulmuş Türk beyliklerinden birisidir. Bölge itibariyle Gürcüler ve Rumlarla çatışmalara giren beylik bu muharebelerde genellikle başarı kazanmıştır.
Mengüçlü Beyliği'nin kurucusu Malazgirt Savaşı'na katılan komutanlardan Mengücek Gazi'dir. Mengücekliler Beyliği'nin 1080 yılında kurulduğu kabul edilmektedir. Ibn Bibî Mengücek Gazi'yi Anadolu Selçuklu Devleti'nin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ın beyleri arasında sayar. Mengücek Gazi Oğuzlar'ın Kayı, Bayat, Karaevli veya Alkaevli boylarından birine mensuptur.
Mengücek Gazi, Anadolu'nun Türklerce fethi sırasında Erzincan, Kemah, Divriği ve Karahisar'ı zaptetmişti. Mengücek Gazi'nin 1118 yılında bir çatışmada vefat etmesiyle yılında Mengücek Gazi'nin oğlu İshak Bey iktidara geldi. İshak Bey beyliğini korumak için Selçuklularla, Artuklular ve Danişmendliler beylikleriyle mücadele etti. Fakat Artuklu Belek tarafından mağlup edildi.
İshak Bey 1142'de ölünce beylik ikiye ayrıldı. Oğullarından Davud, Kemah ve Erzincan'da, Süleyman ise Divriği'de kendi beyliklerini ilan ettiler.Bunun ardından Erzincan kolu ve Divriği kolu olmak üzere ikiye bölündüler. Erzincan kolundaki hakimiyete 1228 yılında Erzincan'ı alan I. Alaeddin Keykubat son verdi. Divriği kolu ise 1252 yılında yitip gitti.
Mengücük Gazi ve çocuklarına ait türbelerin Kemahta bulunmasi, Mengücükler'in ilk başkentinin burası olduğunu gösteren bir delildir.

Mengücekli kültürü

Mengüceklüler'in başkenti Kemah idi. Ancak Davudşah, 1142'de Erzincan'ı başkent yapınca, Kemah önemini kaybetmeye başladı. Buna karşılık Erzincan ticaret, tarım ve sanayi açısından büyük gelişme göstermiştir.
Hükümdarların bilim, kültür ve medeniyeti himaye etmeleri sayesinde önemli bilim, edebiyat ve sanat adamları yetişmiştir.

Mengücekli sanatı

Mengücekliler sanatta da ilerlemiştirler. Divriği'de bulunan bazı eserleri zamanımıza kadar ulaşabilmiştir. 1180'de Şâhin-şâh Süleymân tarafından yaptırılan Divriği'deki Kale Câmii bu eserlerden birisidir.
Yine Divriğideki bir başka Ulu Câmii de Mengüceklerden Ahmed Şâh tarafından 1228-89 yılında inşâ ettirilmiştir. Bu câmiin kapıları sanat tarihi bakımından oldukça değerli kabul edilir. Ulu Câmii'n minberini ve hisarın kapılarından birini de Ahmed-şâh yaptırmıştır. Behrâm Şâh'ın kızı Turan Melek tarafından Ulu Camii'ye bitişik olarak yaptırılan Dârüşşifâ da önemli Mengücekli eserlerindendir.
Mengücüklüler'in Kemah ve Divriği'de olduğu gibi Erzincan'da da pek çok abide yaptırdığı gerçektir. Ancak depremler sebebiyle bunlar zamanımıza kadar ayakta kalmamıştır. Erzincan, tarih boyunca olduğu gibi Mengücüklüler ve Selçuklular döneminde de sık sık meydana gelen depremler sebebiyle harabeye dönmüştür.
Edebiyat ve tasavvuf alanında meşhur bir sima olan Siraceddin Ahmed, aynı zamanda iyi bir musikîşinastı. Eyyubi hükümdari Melik Eşref, şöhretini duyunca onu Şam'a davet edip dinlemiştir.


Kaynak:  http://ansiklopedika.org

7 Ekim 2008 Salı

Kemaliye History

Kemaliye (formerly Eğin) (Armenian: Ակն, Latinized Armenian Ağn) is a town and one of the 9 districts of Erzincan Province in the Eastern Anatolia region of Turkey. The town was re-named Kemaliye after the foundation of the Republic of Turkey, in honor of Mustafa Kemal Pasha, although former name of Eğin is still known and used locally and sometimes even beyond. It has a population of a little less than 10,000 people. She was part of Elazığ Province until 1926 and Malatya Province between 1926-1938.
Kemaliye is famous for its historical houses which have a unique architecture. The town also has one of the best views commanding the river Euphrates along its route, the river crossing right through the urban zone. Kemaliye is one of the most suitable and favored rafting routes on the river. Its honey is also famous.
Situated in a region defined by steep lines along the gorges of Euphrates, the industrial development in Kemaliye is rather modest and the agricultural land scarce. Exports of forestry products partially compensate for these, as well as the rising resources of recent years provided by tourism. Many of the old houses in Kemaliye have been restored along original features, and the town starts to attract an increasing number of visitors, either through the land route or through the river whose section around Kemaliye is popular among rafting fans. Hand-made production of a number of crafts products, made especially in iron, also remains vivacious.
Bay window of a Kemaliye house

Bay window of a Kemaliye house
Kemaliye has traditionally been a cradle of outside immigration, especially to İstanbul, creating organic ties to Turkey's former capital where certain crafts and trades, such as the meat industry, were reserved, sometimes by means of imperial decrees, for natives of Erzincan Province since centuries. The trend continues today, although thanks to improving general awareness of the town's natural and architectural attractions, assisted by the presence of sizable and active communities of natives abroad, there is an increasing movement of visitors towards Kemaliye as well.
The city of Eğin was founded by Armenians who had migrated there from Iran. In 1896, the city was evenly divided between Armenians and Muslims (Turks and Kurds). The city was recognized for its wealth.


2 Ekim 2008 Perşembe

Kemaliye Tarihçesi





Fırat ve Dicle vadilerinin genellikle Pers egemenliğinde olduğu dönemlerde Kemaliye'de (Eğin) Pers egemenliğinde kaldı. Eğin, daha sonra başlayan Roma devri ve onu takiben Bizans dönemini yaşadı. İslamiyetin yayılmaya başlamasıyla birlikte Arap orduları bölgeye akınlar düzenlediler ve Hz. Ömer evladından Emin Ömer Bin Lokman tarafından Eğin islam egemenliği sınırları içine katıldı. Daha sonra Malazgirt Meydan Muharebesi ile bölge Türklerin eline geçti ve Selçukluların Anadolu'ya hakim olmaları ile birlikte Selçuklu Egemenliği başladı.İlk olarak Çelebi Sultan Mehmet zamanında Osmanlı Egemenliğine giren Eğin'e, bilhassa Yavuz Sultan Selim zamanında çok önem verilmiştir.Yavuz Sultan Selim, sosyal ve kültürel önlemler almış, Kafkasya'dan gelen aileleri Eğin'e yerleştirerek, geçimlerini sağlamaları için İstanbul'da et satışını yönetmek üzere bir ferman vermiştir. Fermanda "Eğin ve 19 pare köyüne ..." deyimi bulunmaktadır. Daha sonra IV.Murad döneminde odun ve kömür kethüdalığıda Eğin'e verilmiştir. Kemaliyelilerin büyük şehirlerde genelde kasap ve kömürcü olmalarının temelinde bu hususun önemli bir yeri vardır.Eğin, XIX.yüzyılın ilk yarısında Harput'a ve 1878'de Mamuret-ül-Aziz (Elazığ) vilayetine bağlanmıştır. Daha sonra Malatya'ya bağlanan Eğin'in adı 1922 yılında TBMM icra vekilleri tarafından kemaliye olarak değiştirilmiş, 11 Mayıs 1938'de ise Erzincan'a bağlanmıştır.Kemaliye nüfusu XVI. yüzyıldan itibaren artmış, XIX. yüzyılda duraklamış ve XX. yüzyılda ise giderek azalma göstermiştir. 1890 yılında nüfus 19 bin olarak bilinmektedir. Büyük kentlere, özellikle İstanbul ve Ankara'ya göç nedeniyle, nüfus 3.000'e düşmüştür.





EĞİN (Bugünkü adı: Kemaliye), Erzincan iline bağlı bir ilçe. E. adının Ermenice Agn, Akn "kaynak" kelimesinden geldiği ileri sürülmektedir. Kasabanın üst başında bulunan ve Kadıgölü adını taşıyan bir kaynak, çevrenin bahçelerini sulamakta, çeşmelerini beslemekte ve değirmenlerini işletmektedir. E., Fırat'ın Karasu kolu üstünde, sağ kıyıda, batı yönünde kurulmuştur. Doğudan Munzur silsilesi, batıdan ise Sançiçek Dağlan ile çevrili olup, denizden 825-900 m. yüksekliktedir. Kasabanın içinden Malatya-Divriği yolu geçtiği gibi, İliç İstasyon u vasıtasiyle Sivas-Erzurum demiryoluna da bağlı bulunmaktadır.Eğin'in Roma -Bizans devrinde Armenia temine bağlı Satale (Sadağ Şebin Karahisar) Melitene (Malatya) askerî şosesi üzerinde önemli bir karakol olan Teukila-Theukira olması kuvvetle muhtemeldir. Bu bölgede Raurici veya Rau Raci adlı bir kelt kabilesinin yaşadığı ve Aauracalı Hag. Eustratios'un bölgeyi Hıristiyan dinine kazandırdığı bilinmektedir. Ayrıca bu karakol, Daskousa'da karargâh kurmuş bulunan II. Ulpia Auriana alayına bağlı birliklerin kontrolü altında bulunuyordu.Eğin'in asıl kuruluşu bölgeye Ermenilerin yerleşmesiyle olmuştur. Kasabanın IX. yüzyılda Paulikanlarm yerleşmesi sırasında bunların başkanı Karbeas tarafından kurulmuş olduğu yolunda bir söylenti daha vardır. Bizans devrinde bölgedeki halkın bir kısmının Yakubî Hıristiyan, bir kısmının da Ermeni olduğu bilinmektedir. Ancak Müslüman Arap ve Bizans mücadelesi başladıktan sonra E. ve çevresi, savaş alanı haline geldiğinden yerli halk dağılmış, gerek Araplar, gerek Bizanslılar tarafından devamlı tehcir ve yerleştirme olayları cereyan etmiş olduğundan otokton halk kaybolmuştur. 656'da Habib b. Mesleme komutasındaki Arap orduları bölgeyi kuşatınca Yakubî olmaları dolayısiyle Bizans İmparatorluğu'nca baskı altında tutulan ve Aramı dille konuşan yerli halk, Müslümanları bir kurtarıcı olarak karşılamıştı. Müslüman Arapların 712'de bölgeyi boşaltmaları üzerine Plippikos, yerli Yakubî halkı buradan sürmüş ve yerlerine Ermenileri iskân etmiştir ki, Teucila'nın E. olarak adlandırılması da bu tarihlere rastlamaktadır. Bundan sonra E., bütün Sügur-i İslâmiye topraklan gibi iki yüz yıldan fazla bir zaman için Bizans ve Arap ordulannın mücadelelerine sahne oldu. Bu savaş­lar bölgenin gelişmesini engelleyen başlıca faktör oldu.1058'den sonra yeni bir kavim bölgeye girmiş bulunuyordu. Bu tarihte İbrahim Yınal'ın maiyetinde iken isyan ederek ayrılan bir kısım Türkmen boyları Kemah'tan sonra E.i işgal ederek Malatya Ovası'na inmişlerdi. 1100 yılına kadar yarım yüzyıl boyunca E. çeşitli Türk boylarının ve komutanlarının uğradığı kalelerden biri oldu. Bu tarihte ise kale kesin olarak Gümüş Tigin eliyle Türk hâkimiyetine katıldı. Bundan sonra bir süre Danişmendlilerin Malatya koluna tabi olan E., 1106'dan itibaren Anadolu Selçuklu Sultanlığı'na bağlanmıştı. 1243 Kösedağ Savaşı'ndan sonra Moğol hâkimiyetine girdi. Bir süre de yerli Türkmen ve Moğol beyleri ile Mısır Memluklerinin etkisi altında kaldı. Nihayet Yıldırım Beyazid zamanında Osmanlı hâkimiyetine girdi.İmparatorluk devrinde E., Sivas eyaletinin Arapgir sancak beyliğine bağlı kadılıklardan biri olarak yönetilmişti. Askerî bakımdan Sivas beylerbeyinin hükmünde ise de, vergi bakımından Malatya muhassıllığına bağlı bulunuyordu. Bu özel durum E.in kendiliğinden Osmanlı yönetimini seçmesinin bir karşılığı olarak meydana gelmiş ve halkın büyük bir kısmı da çeşitli vergi ve resimlerden affedilmişti.XVII. yüzyılda E., bağ ve bahçeler arasında, 1000 kadar evli, bayındır bir yer olarak tanıtılmaktadır. XIX. yüzyılda E.i ziyaret eden Moltke, şehrin yeşüikler içinde şirin bir yer olduğunu, Müslümanların tarım ve hayvancılıkla, yerli Ermenilerin ise ticaret ve sanatla uğraştıklarını, kasabadaki tezgâhlarda ince pamuklu ve ipekli dokumalar dokunduğunu, hamam takınılan, yazma ve mendillerinin meşhur olduğunu anlatır. Tanzimattan sonra uygulanan yanlış ekonomik sistem ve kapitülasyonlar E.deki bu sanayii öldürmüş ve belde gittikçe fakirleşmiştir. Bunun sonunda E. ve çevresi halkı gurbetçilik bakımından önde gelen kimseler olmuşlardır.


Amerika'ya kadar dünyanın her yanında hamallık, kasaplık, bakkallık, kalfalık, sarraflık ve ticaret için dağılan E.liler hayatlarını ancak sağlayabilmişlerdir. Öte yandan idari yönden de E., önce Harput vilâyetine, daha sonra yeniden tensik edilen Mamuretülaziz vilâyetine bağlanmış, Cumhuriyet devrinde ise adı Mustafa Kemal Paşa'nın adına göre değiştirilerek Kemaliye'ye çevrilmiştir.Kamus ül Âlâm'da, Kemaliye'ye ilişkin şunlar yer almaktadır:"Mamuret ül-Aziz (Elaziz) Vilayeti'nin Harput Merkez Sancağı'na bağlı bir ilçedir, dağlık arazisine karşın, bol meyve yetişmektedir, l rüşdiyesi, l Ermeni kilisesi vardır. Kasaba'nın 10.000'e yakın nüfusu vardır. Arapgir Bucağı ve köyleriyle birlikte nüfusu 36.000'i bulur. Bu nüfusun 10.000 kadan Hıristiyan, geri kalanı İslâm'dır, Hıristiyan nüfusun çoğunluğunu Ermeni, Müslümanların çoğunluğunu Türkler oluşturuyorsa da, Kürt aşiretler de vardır.*Ünlü gezgin Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde Eğin'e de yer vermiş bu kent hakkında izlenimlerini dile getirmiştir. Bunlardan kısa bir bölümünü veriyoruz:"Cihanrıûma" ve Evliya Çelebi "SeyahatRâme"sinde, Eğin, bol meyve yetiştirilen, bağlık bahçelik bir kasaba olarak zikredilir. Evliya Çelebi, Eğin'in Sivas eyaletine bağlı bir kaza olmakla beraber, köylerindeki reayanın tekâlifi örfiyesinin Malatya muhassılı tarafından toplandığını, kalesinin Çelebi Sultan Mehmed tarafından alındığını ve orada yaşayan 300 kadar Hıristiyan'ın vergiden muaf tutulduklarını kaydetmektedir. *Eğin halkından izlenimleriyle ünlü Alman yazar Moltke, 8 Nisan 1839 tarihli "Türkiye Hatıraları" adlı kitabında Eğin'i, Asya'daki en güzel şehir olarak tanımlamıştır. Moltke o tarihlerde Osmanlı ordusunda danışman olarak görevlidir. Eğin'in Amasya'ya benzediğini ancak daha havadar olduğunu ifade etmiştir.Kitabının Eğin kenti ile ilgili izlenimlerinden 246-247 sayfalarını alıyoruz:"EĞİN. Gece bastırdığından yakındaki güzel Hapanos köyüne varabilmek için yeniden oldukça yükseklere tırmanmak zorunda kaldık. Parlak bir ay ışığı vardı. Fırat tâ aşağımızda parlıyordu. Ertesi gün hemen hemen nehirden dik olarak 1500-2000 ayak yükselen kaya duvarı yaya yolundan atla gitmek gibi bir zevke eriştim. Bu yoldan yavaş yavaş aşağı doğru indik. Vadinin keskin bir dönemecinde sonsuz zikzaklarla sarp sırta varınca insan önünde yeniden Fırat vadisini ve tâ aşağıda Eğin şehrini görüyor.Bu şehirle Amasya, benim Asya'daki gördüğüm en güzel yerler. Amasya, daha garip ve hayret verici fakat Eğin, daha muhteşem ve güzel. Burada dağlar daha muazzam. Nehir daha önemli.Aslında Eğin, birbirine ulaşmış bir sürü köylerden meydana geliyor, bütün evler ceviz, dut ağaçlan, kavaklar ve çınarlarla gölgelenmiş bahçelerin ortasında olduğu için şehir büyük bir alanı kaplıyor.Yukandan görüldüğü .zaman tamamiyle vadide imiş gibi, fakat nehrin kenanna varılınca evlerin bir kısmının yukanda çeşitli ve garip şekilli taşlık ve kayalıklann üzerinde kurulduğu ve vadinin dik yamaçlarının 1000 ayak yüksekliğe kadar meyve bahçeleri ve bağlarla örtülü olduğu görülür.Birçok küçük sular dağdan aşağı çağlayarak iniyor. Bunlardan birinin üzerinde beş değirmen saydım. Her değirmenin çatısı ötekinin tabanı hizasında idi. Öyle ki, su bir çarktan öteki çarka dökülüyordu. Ağaçların çiçek açma zamanında yukandan görünüş anlatılamayacak kadar güzel olacak.

Eğin, Ermenilerin baş şehridir. Asya'nın uzak bu köşesindeki bu derbende Ermeni Sarraf yani Banker Eğer Paşa yani patronu ona bir iki milyon kuruş borçlu kalır ve kendisi de alış-verişinden bir o kadar kârla çekilirse çünkü hesabı üç dört milyon fazla yazmıştır. Hazinelerim kaçınr. Kalfa, yani yapı ustası, bakkal, yani yiyecek satan, hamal yani yük taşıyıcı, hep buraya dönerler, çünkü uzun zamandan beri âdet Eğin'den bütün genç erkekler o sene için baş şehre gelmeleri orada vebadan ölmeleri ve yahut zengin olarak kayalık vadilerine dönmeleridir.

Galeri